Londra Düştü: Brexit’in Sosyal Psikolojisi Hakkında Kısa Bir Not

Doğan Kökdemir
Başkent Üniversitesi, Psikoloji Bölümü
Ankara – Turkiye

e-posta: dogan@kokdemir.info

M. Night Shylaman’ın 2004 yılında vizyona giren The Village (Köy) filmini görme şansınız oldu mu? Film, Pensilvanya yakınlarında, oldukça küçük ve bir o kadar da yalıtılmış bir köydeki insanların yaşamları ile ilgilidir. Köyde yaşayanlar kendi istekleriyle tam bir hapis hayatı yaşamaktadırlar çünkü köyün ileri gelenleri köy ile orman arasındaki sınırın geçilmesi halinde bazı yaratıkların onlara zarar vereceğine herkesi inandırmıştı. Kısacası sınırı geçerseniz, ölümün sizi yakalaması işten bile değildi. Nereden ve nasıl geleceğini bilemedikleri ve nedenini anlamadıkları bu belirsiz ölüm tehlikesi karşısında köyde yaşayanların yapabilecekleri tek şey vardı: Kurallara uymak, liderleri dinlemek ve asla sınırı geçmemek.

Sosyal psikoloji alanyazınında, bireylerin belirsizlik ve ölüm korkusu altındaki davranışlarının dinamiklerini açıklamaya yönelik oldukça fazla sayıda araştırma ve kuram vardır. Bu kuramlardan biri, Dehşet Yönetimi Kuramı (DYK; Greenberg, Pyszczynski ve Solomon, 1986), bize insan davranışının basit bir başlangıç argümanını hatırlatır: Diğer türlerin aksine, insan kendi kaçınılmaz ölümünün farkındadır. Bu argüman insan davranışını kavrama konusunda çok basit görünse de, pek çok çalışma, ölüm farkındalığı durumunda insanların kendi dünyagörüşlerini savunma konusunda daha muhafazakar, radikal ve köktenci olduklarını göstermiştir. Diğer bir ifadeyle, insanlara kendi ölümlülükleri hatırlatıldığında, kendi iç gruplarına bağlılıkları artarken, “diğerleri”ni dışlama eğilimine giriyorlar. Kökdemir ve Yeniçeri (2010) tarafından yapılan bir çalışmada, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünde okuyan Türk öğrencilere, sanal bir bütçeyi uluslararası ilişkileri güçlendirmek için kullanmaları söylendi. Ölüm farkındalığı grubundaki (kendi ölümlülükleri hatırlatılmış oldukları durumda) öğrenciler bütçenin çoğunu Türkmenistan, Irak, Hindistan ve Çin gibi ülkeler için kullanmayı tercih ederken, kontrol grubundakilere göre aynı ülkeler için harcanması planlanan para neredeyse yarı yarıyaydı. Daha da önemlisi, ölüm farkındalığı grubunda Yunanistan ve Ermenistan gibi rakip ülkeler bütçeden en düşük payı alan ülkeler oldular. Aslında kural çok basit: Çevrenizde bir tehlike varsa ve bu tehlike savaş, terör, doğal ya da insan yapımı bir afet gibi yaşamsal bir tehlikeyse, kendinizi güvenli hissetmenizin tek yolu dışarıdan girişlerin engellendiği küçük ve kapalı bir sistemde yaşamaktır.

Brexit bununla ilgilidir. Elbette Haziran 2016’da yapılan referandumun sonuçlarıyla ilgili olarak tartışalılabilecek sayısız siyasi argüman olacaktır. Ancak insanların oy verirken kendi ilgilerini, umutlarını ve korkularını düşünerek oy verdiklerini unutmamak gerekir; yoksa üst düzey siyaset çoğu zaman onları ilgilendirmez. Şurası açık ki Büyük Britanya vatandaşları kendi geleceklerinin belirsizliği ve sınırları dışındaki dünyada olup bitenler konusunda korkmuş ve kaygılanmış durumdalar. Savaşların ya da terör olaylarının sınırlarla engellenemeyeceğini biliyoruz ama sokaktaki insanlar da The Village (Köy) filmindeki insanlar gibi belirsizlikle savaşmak için mümkün olduğunca kapalı bir dünyada yaşamayı tercih etmiş durumdalar.

Kendimiz için kapalı, korunaklı ve küçük bir dünya tasarlamış olmamız, bizi savaşlardan ve terörizmden korur mu? Cevap oldukça kısa: Hayır.

Kaynakça


Greenberg, J., Pyszczynski, T., & Solomon, S. (1986). The causes and consequences of a need for self-esteem: A terror  management  theory.  In  R. F.  Baumeister  (Ed.), Public self and private self (pp. 189–192). New York: Springer-Verlag.

Kökdemir, D. ve Yeniçeri, Z. (2010). Terror management in a predominantly  muslim  country:  The  effects  of  mortality salience on university identity and on preference for the  development  of  international  relations. European Psychologist, 15(3), 165-174.