Artist, The

Yönetmen: Michel Hazanavicius
Senaryo: Michel Hazanavicius
Yapım Yılı: 2011, Fransa / Belçika
Oynayanlar: Jean Dujardin, Berenice Bejo, John Goodman, James Cromwell, Penelope Ann Miller, Missi Pyle, Beth Grant, Ed Lauter, Joel Murray, Bitsie Tulloch, Ken Davitian, Malcolm McDowell, Basil Hoffman, Bill Fagerbakke, Nina Siemaszko

Günümüzde sinema endüstrisine yapılan teknik yatırım gerçekten göz kamaştırıcı. Hem görsel hem de işitsel efektlerin filmlere katkısı tartışılmaz. Sinema salonunda film izlediğimizde kocaman perdeye yansıyan muhteşem görüntülerin ve harikulade ses düzeninin bizi etkilememesini düşünemeyiz bile. Oyuncuların kendilerine has sesleri de o kadar önemlidir ki animasyon filmlerindeki çizgi karakterleri bile onlar seslendirirler. Ses ve görüntü sinemanın vazgeçilmez ögeleridir.

Yönetmen / senarist Michel Hazanavicius, çok cesurca davranarak bir sessiz filme imza atmış. Üstelik film, sesiz filmlerin çekildiği 1920’lerdeki tekniklere uygun olarak 1.33:1 formatında çekilmiş (Academy Ratio adı verilen bu format için bknz.) Filmin başında, bir sessiz filmin nasıl devam edeceğini merakla bekliyorsunuz, “acaba sıkılacak mıyım?”, “arka plandaki müzik beni yoracak mı?”, “hikayeyi kaçıracak mıyım?” gibi pek çok soru doğal olarak aklınıza geliyor. Her yeni sahnede beğenmeyeceğiniz, sıkılacağınız bir ayrıntı bekler oluyorsunuz ama böyle bir sahne hiç gelmiyor karşınıza. Başından sonuna kadar – ufak süprizleri saymazsak – ses duymadığımız bu film size kıpırdama şansı bile vermiyor. Son yıllarda seyrettiğim en yaratıcı, en etkili, en başarılı filmlerden birisi. Yaklaşık 12 saat sonra verilecek olan 2012 Oscar ödüllerinde en büyük adayım bu film.

George Valentin (Jean Dujardin), sessiz filme dönemin en önemli aktörlerinden birisidir ve oynadığı her film yüzbinlerce Amerikalının sinemaya akın etmesini sağlarken, genç kadınlar da ona yaklaşabilmek için neredeyse birbirlerini ezerler. George Valentin, başarılı, iyi kalpli, biraz kendini beğenmiş ama kesinlikle centilmen bir adamdır. Şans eseri tanıştıkları Peppy Miller (Berenice Bejo) ise aktrist olmak isteyen genç ve çekici bir kadındır. Valentin ile gala sırasında çarpışarak tanışmaları, aralarında aşktan ziyade sevgi olarak tanımlayabileceğimiz bir ilişkiye yol açar. Ateşli öpüşmeler ya da aşk ihanetleri yoktur, 1920’lerin kurallarına uygun olarak her şey olması gerektiği gibi olumlu, sıcak ve duygusaldır. “Başarılı olmak için diğerlerinden farklı olmak gerekir” diyen Valentin’in, Peppy Miller’in dudak kenarına göz kalemiyle yaptığı ufak “ben” çok şeyi değiştirecektir. Hikaye buradan sonra şekillenmeye başlar, sessiz filmlerin efsane aktörü Valentin’in rakip olarak önünde yeni yeni piyasaya girmeye başlayana sesli filmler vardır ve patron Al Zimmer (John Goodman), bu yeni akımın yıldızını seçmiştir bile: Peppy Miller. Şöhretinin sonlarına yaklaşan bir adamla, yeni yeni şöhret basamaklarını tırmanmaya başlayan bir kadın arasında artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır…

Akla kolayca gelebilen hatta belki sıradan sayılabilecek bir hikayeyi üstelik sessiz olarak çekme cesaretini gösteren Michel Hazanavicius’u alkışlamak gerekir. Filmin bazı yerlerindeki usta dokunuşları ve sessiz film dönemine yönelik sahne benzetmeleri ve ayrıntılar gerçekten olağanüstü özenli. Ufak yönetmen süprizleri de tam yerinde ve abartısız kullanılmış. Sessiz bir filmde bütün duyguların ve düşüncelerin bir cümlelik yazılı ara metinleri saymazsanız tamamen oynayarak verilmesi gerekiyor. Filmin bence en büyük üstünlüğü de burada. Sahnelerde kahramanlarımızın ne hissetikleri ya da ne düşündükleri konusunda hiç şüphe duymuyorsunuz. Olası bütün duyguların net bir şekilde (ve sessiz olarak) aktarımı söz konusu. Tabii burada film müziklerinin aslında ne işe yaradığını da görebiliyoruz. Sahnelerdeki hakim olan duyguyu ne kadar süre ve ne şiddette yaşayacağımız müzik belirliyor gibi. Jean Duardin, Berenice Bejo ve John Goodman muhteşem bir performans sergiliyorlar. Bir ufak not da George Valentin’in Jack Russell Terrier cinsi köpeği için düşelim. Farkında varmıyoruz gerçi ama belirtmek lazım isimleri Uggie, Dash ve Dude olan 3 köpek filmde rol almış. Uggie daha çok kullanılmış. Hangi sahnede hangisinin olduğunu kestirmem mümkün değil ancak onların da mükemmel olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Eski filmlerde, özellikle sessiz film döneminde baş kahramanların yanında görmeye alışık olduğumuz şirin köpeklerinin bir örneği bu filmde de var ve gerçekten çok başarılı.

Klasik filmlerden birisi olmaya aday bir film.

IMDB Sayfası

Be Sociable, Share!

Leave a Reply