The Social Network (Sosyal Ağ)

Yönetmen: David Fincher
Senaryo: Aaron Sorkin (Senaryo) ve Ben Mezrich (Kitap)
Yapım yılı: 2010, ABD
Oynayanlar: Jesse Eisenberg, Rooney Mara, Bryan Barter, Brenda Song, Dustin Fitzsimons, Armie Hammer, Joseph Mazzello, Patrick Mapel, Max Minghella, Andrew Garfield, Toby Meuli, Alecia Svensen, Calvin Dean, Jami Owen, James Dastoli, Justin Timberlake

Facebook, Twitter, MSN, My Space gibi onlarca sosyal iletişim ağı standart bir internet kullanıcısının hemen hergün en az 1 kere karşılaştığı sistemlerden sadece birkaçı. İşin ilginç olanı bu sistemlerin temel çalışma prensipleri oldukça basit olsa da herbiri tam bir yaratıcılık örneği. The Social Network, bunlar arasında en yaygın kullanılan Facebook‘un yaratıcısı Mark Zuckerberg‘in (Jesse Eisenberg) Harvard Üniversitesindeki macerasını anlatıyor. Çok genç bir yaşta dünyanın en zenginleri arasına giren Zuckerberg‘in hayatı ünlü yönetmen David Fincher‘in bakış açısı ile karşımıza çıkıyor.

Filmde anlatılan hikayenin belki de ticari oyunlarla ilgili olan kısımlarını ilk defa görüyoruz ama eğer siz de bir Facebook kullanıcısıysanız diğer şeyler çok tanıdık. Hikayeden bağımsız olaran öncelikle filmle ilgili birkaç detay vermekte fayda var. Filmin geç oyuncuları Jesse Eisenberg ve Andrew Garfield (Eduardo Saverin) çok iyi bir iş çıkarmışlar. Zuckerberg‘i canlandıran Jesse Eisenberg‘in neredeyse duygusuz yüz mimikleri ve genel tarzı karakter hakkında hem yeterince bilgi veriyor hem de gerekli olan soru işaretlerini ortaya koyuyor. Filmde Napster‘in kurucusu Sean Parker‘ı canlandıran Justin Timberlake‘in de hakkını vermek lazım. Hem oyuncu hem de enerji olarak filmin en önemli kişilerden birisi. Belki de klasik bir bilgisayar dünyası yarattıkları içindir bilinmez ama filmde kadın oyuncuların varlığı dekordan öteye gidemiyor. Belki de bu filmin en büyük eksiği (ya da David Fincher‘in tercihi). Üstelik bütün hikayenin başarısız bir romantik ilişki üzerine inşaa edildiğini düşünecek olursak, kadınların rolünün daha fazla yansıtılması gerekirdi diye düşünüyorum. David Fincher‘ın dehası filmin başkahramanının “iyi” ya da “kötü” olmasını engelliyor. Sanırım seyredenlerin bir kısmı Zuckerberg‘i akıllı ve temiz bir çocuk gibi görecekken, bir kısmı da onun gerçek anlamda kötü ve düzenbaz olduğunu düşünecekler. Aslında her insanda olan bu netsizlik filmde de çok iyi işlenmiş durumda. Benzer olarak Zuckerberg‘in ortağı Eduardo Saverin rolünde izlediğimiz Andrew Garfield de kişiliği hakkında pek emin olamadığımız diğer karakteri başarı ile canlandırıyor. Sonuçta karakterler üzerine oturtulmuş bu ticari hikaye film olarak oldukça başarılı.

Filmin konusundan bağımsız olarak Harvard Üniversitesi kampüsünün genel tarzı, öğrencilerin yapısı ve idealleri sanırım pek çok üniversite öğrencisinde “biz neden böyle değiliz?” hissi uyandıracaktır. Örneğin, filmin hemen başlarında bilgisayar üzerinde yaptıkları bir deneme sırasında Harvard‘ın bilgisayar ağını çökertmeyi başaran Zuckerberg ve arkadaşları bu başarıyı sabaha karşı 04:00’de elde ediyorlar. Diğer bir ifadeyle koca bir üniversite kampüsü sabahın 4’ünde hala ayakta. Açıkcası benim film içinde kıskandığım en önemli ayrıntı burasıydı. Ek olarak, yaratıcılığı körükleyen ama bunun yanında kendi kurallarından asla taviz vermeyen ahlak yapısıyla donatılmış bir üniversitenin varlığı da neden Facebook’un yaratıcısının başka bir ülkeden çıkamadığının kanıtı gibi.

Bilgisayar meraklılarının, hergün birkaç saatini Facebook ve benzeri sosyal paylaşım sitelerinde geçirenlerin kaçırmaması gereken bir film.

IMDB Sayfası

Be Sociable, Share!

Leave a Reply