Bayazıt

Yazan: Jean Racine
Çeviren – Uyarlayan: Başar Sabuncu
Yöneten: Bengisu Gürbüzer Doğru
Oynayanlar: Ozan Umut Çobanoğlu, Nur Yazar, Bengisu Gürbüzer Doğru, Cengiz Uzun, Gökçe Yurtsal, H. Ebru Gülerarslan, T. Revşan Genç, Ahmet Çökmez, Nevra Sayar, Çağatay Çiftçi, Duygu Işıl Yücel, Yalın Kuleyin, Eren Özyalçın, Yaşar Özboz, Berfu Kılıç, Osman Batur Keser, Şerife Kızılbağlı

Roksan’ın (Bengisu Gürbüzer Doğru) IV. Murat (Gökçe Yurtsal) ve kardeşi Bayazıt (Ozan Umut Çobanoğlu) arasında yürüttüğü dehşet verici iktidar mücadelesinin anlatıldığı oyun özellikle güçlü sahne ve ses düzenlemeleri ile dikkati çekiyor. Bengisu Gürbüzer Doğru’nun Roksan rolündeki performansı izlemeye değer; saçının her teline kadar iktidar istediğinin resmedildiği bir saray kadınını nefis canlandırıyor. Güçlü, tutkulu, zaman zaman duygusal ama yeri geldiğinde de korkunç derecede acımasız bir kadını izliyoruz sahnede.

Başka bir oyunda olsa çok göze batabilirdi ancak bu oyunda baş roldeki kadın oyuncunun ağırlığının diğer oyunculardan biraz daha fazla olması yerinde olmuş. Bengisu Gürbüzer Doğru’ya eşlik eden Ozan Umut Çobanoğlu (Bayazıt) da rol için çok uygun bir seçim. Sahnede hiçbir diyalog olmasa da Roksan’ın gücünü ve Bayazıt’ın ne yapacağını bilemez halini her iki oyuncunun da yüz hatlarından hissedebiliyorsunuz. Bu nedenle, öyküsü kadar oyuncuların performansı ile de ön plana çıkan bir oyun.

Konya Devlet Diyatrosu tarafından sahneye konan bu oyun da seyredilmesi gerekenler arasında.

Bu yorum, oyunun 30 Ekim 2008 tarihinde Ankara Akün Sahnesi’ndeki temsili referans alınarak yapılmıştır.

Çılgın Dünya

Yazan: Lope de Vega
Çeviren: Adalet Cimcoz
Yöneten: Barış Erdenk
Oynayanlar: Hüseyin Baylan, Cem Zeynel Kılıç, Ebru Evren, Özlem Gür, Esat Tanrıverdi, Mustafa Çolak, Deniz Keyf, Edip Kamacı, Özgür Titiz, Nedim Salman.
Müzisyenler: Fatih İş, Ercan Işkıncı, M. Mekin Çetin, Faysal Ertaş, Dilşan Aslan, Yusuf Barış Uzun, Yener Şahin, Başak Mordoğan.
Müzik: Engin Bayrak
Şarkı Sözleri: Yunus Emre Gümüş

Ankara seyircisi sanata ve sanatçıya her zaman özel özen göstermiştir ama doğruya doğru biraz zor beğenir. Özellikle Ankara dışından gelen tiyatro gruplarının performanslarına biraz daha eleştirel bir gözle bakar. Eh… ben de bir Ankara’lı ve bu özelliklerden nasibini almış bir insan olarak seyrettim Van Devlet Diyatrosu tarafından sahneye konulan Çılgın Dünya‘yı. Tek perdelik oyunun sonunda size hiç abartmadan söylüyorum bütün seyirciler ayakta alkışlıyordu. Çılgın Dünya‘yı bu kadar mükemmel kılan neydi peki? Benim fikrim şöyle:

(1) Oyuncuların çok detaylı ve dikkatli bir prova dizisi geçirdikleri her hallerinden belliydi. Sadece diyaloglara değil hareketlere de çok bağlı olarak süren oyunda oyuncuların tek bir hatası bile olmadı. Riskli diyebileceğimiz sahne kullanımlarında bile gerçekten üstün bir performans gösterdiler. Kısacası çok iyi hazırlanmışlardı.

(2) 1500 civarında oyunu olduğu söylenen 16. – 17. yüzyılın önemli İspanyol yazarlarından Lope de Vega’nın bu oyunu eski olmasına rağmen kimin ne kadar ve kime göre deli olduğunu sorgulaması bakımından hala çok güncel. Lope de Vega’nın kendisine de küçük bir rol verdiği bu oyun onun kendi ağzından “Şu delilere bakın. Bütün gördüğünüz ne? Bir kaç salyalı ağız… Dalgın, durgun bakışla… Belki çocuklaşmış insanlar, hepsi bu kadar. Bu muyuz biz? Bizi bir korku gözetler… Nereden geldiği bilinmeyen bir korku… Yalnız bulunca da atlar üzeremize, gelir yüreğimizin üzerine çöreklenir, soluk alamayız… Kolları, bacaklarıyla dolanır boğazımıza. Sıkar sıkabildiği kadar… Duyuramayız sesimizi bağıramayız çünkü… İşte delilik böyle bir şey…” cümleleri ile başlıyor ve yaklaşık 90 dakika boyunca sizi size anlatıyor. Oyunda Lope de Vega Hüseyin Baylan tarafından canlandırılıyor.

(3) Engin Bayrak oyunun müzikleri ve Yunus Emre Gümüş de bu müziklere eşlik eden nefis sözleri ile oyunu tamamlıyor. Dikkat çekici bir başarısı var her ikisinin de. Müzikle ilgili bir ufak alkış da Ebru Evren, Özlem Gür ve Deniz Keyf için; üçünün de sesi birbirinden farklı ve harika.

Klasik tiyatro bitiş notu: Mutlaka ama mutlaka seyredin.

Bu yorum, oyunun 03 Şubat 2009 tarihinde Ankara Şinasi Sahnesi’ndeki temsili referans alınarak yapılmıştır.

Kibarlık Budalası

Yazan: Moliere
Uyarlayan: İpek Kadılar Altıner
Yöneten: Hakan Altıner
Oynayanlar: Haldun Dormen, Ebru Cündübeyoğlu, Tarık Papuççuoğlu, Atılgan Gümüş, Özlem Çakar, Abdül Süsler, Elif Çakman, Dilek Aba, Oral Özer, Erez Ergin Köse

Kuvvetli bir kadroya sahip Kibarlık Budalası hakkında yazmak için epey bir bekledim sanırım. Genelde kendi Blog sayfama eklediğim tiyatro eserleri hemen her zaman “mutlaka izlemelisiniz” mesajı içeriyor. Hatta bu konuda sevgili tiyatro arkadaşım bana pek bir gülüyor. Bu nedenle Kibarlık Budalası hakkında yazmak için çok bekledim. Hem oyunu kaleme alan Moliere gibi bir dev hem de başrolde Haldun Dormen gibi büyük bir isim var. Lafı çok dolaştırmayacağım, oyunu beğenemedim. Beğenmek için kendimi samimiyetle zorladım ama olmadı. Her ne kadar zevkli ve oldukça eğlenceli bir konu olsa da, cimri bir derinliğe sahip diyaloglar canınızı sıkıyor. Ebru Cündübeyoğlu’nun hevesli oyunu bile kurtarmıyor açıkcası ve – nasıl yazacağımı bilemiyorum ama – Haldun Dormen çok yoruyor. Sanırım tecrübeli tiyatroculara egemen olan ortodoks anlayış, metnin dışına asla çık(a)mama, doğaçlamadan uzak kalma, oyuncunun diyaloglarını zorlama yapıyor. Cümleyi tam olarak hatırlamayıp, geriye dönüp baştan alması belki sanatsal ve etik olarak doğrudur ama seyreden açısından ketleyici. Kısacası yardımcı rollerin ön plana çıktığı, baş rolün ise geri planda kaldığı bir oyun. Bu sefer “mutlaka izlemelisiniz” diyemiyorum.

Oyun hakkında bilgi.
Tiyatro Kedi Internet Sitesi.

Bu yorum, oyunun 18 Kasım 2008 tarihinde Ankara Şinasi Sahnesi’ndeki temsili referans alınarak yapılmıştır.

Ful Yaprakları

Yazan: Civan Canova
Yöneten: Turgay Kantürk
Oyuncular: Özlem Güveli Türker, Özden Çiftçi, Musa Uzunlar

2009 yılında seyretme şansı bulduğu ilk oyun Ful Yaprakları oldu. Aslında oyunlara gitmeden önce çok kısa da olsa haklarında bilgi edinmeye çalıyorum ancak bu sefer yoğun bir temponun arasından hiçbir şey beklemeden ve hiçbir bilgim olmadan Ful Yaprakları‘nı seyretmeye gittim. Öyle ki, Ful Yaprakları ne demek onu bile bilmiyordum. Beklentisiz gidilen oyunların yarattığı etki çok farklı olabiliyor tabii ki; bu oyun ise sahne düzeninden, Power Point uygulamalarının şıklığına ve kurgunun ilginçliğine kadar farklı bölümlerde olumlu etki yarattı bende. Oyunun pek çok bölümünde, etkileyici anlatımlar ve davranışsal tepkiler var. Henüz seyretmenler için süprizleri bozmak istemediğim için ayrıntılı bilgi veremiyorum ancak doğum sırasında ölen bir annenin çocuğu olmak ve yaşgünün aynı zamanda annesinin ölüm yıldönümü olması, bu basit gerçek bile üzerinde düşündüğümüzde yeterince korkunç olabiliyor. Oyunun geneline hakim olan hüzünlü yapı, gerginliğin üst noktalarında zaman zaman yerini mizaha bırakarak seyircileri rahatlatıyor. Fowles, Fransız Teğmenin Kadını kitabında bir pencereden kendi romanına bakar; biz okuyucular da onun romanın içine girişine tanık oluruz. Ful Yaprakları‘nda da Civan Canova aynı deneysel etkiyi uyguluyor çok küçük bir bölümde. Bence oldukça şık, tabii daha önce benzer bir örneğini görmeseydim sanırım daha çok etkilenirdim.

Oyuncuların performansına diyecek yok. Özellikle Musa Uzunlar tam anlamıyla yaşıyor sahnede. Tek sorun ara sıra seyirciye arkasını döndüğünde ve oyun gereği kısık sesle konuştuğunda ne dediğini duymak için çok dikkatli olmak zorunda kalıyorsunuz. Onun dışında oyunun tamamı kusursuz.

Bu arada ful yapraklarının ne olduğunu merak ediyorsanız:

http://agaclar.net/forum/showthread.php?t=1270

Bu yorum, oyunun 15 Ocak 2009 tarihinde Ankara Şinasi Sahnesi’ndeki temsili referans alınarak yapılmıştır.

Yeraltından Notlar

Yazan: F. Dostoyevski
Çeviren: Mehmet Özgül
Uyarlayan / Rejisör: Özgür Yalım
Oyuncular: Payidar Tüfekçioğlu, Alptekin Serdengeçti, Ömer Hüsnü Turat, Saydam Yeniay, Ali Fuat Çimen, Tayfun Savlıoğlu, Ayhan Anıl, Tuna Öztunç, Rezzak Aklar, Ezgi Çelik, Seyhan Zemberek, Sadık Takır, A. Tefik Hiçylmaz, Hande Gürak, Nevşim Erzat, Yıldız Durucan, Gözde Okur

“… Bu notlar da, bunların yazarı da besbelli hayal ürünüdür. Bununla birlikte, toplumumuzun durumunu, yapısını göz önüne alacak olursak, bu notların yazarı gibi kişilerin aramızda bulunmasının yalnızca mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğunu kabul ederiz. Benim bütün istediğim, pek yakın bir zaman öncesinin tiplerinden birini herkesin gözü önüne daha açık olarak sermektir. Bu tip, henüz tükenmemiş kuşağın bir temsilcisidir. “Yeraltı” adını verdiğimiz bölümde bu kişi kendisini, düşüncelerini açıklamakta; sanki bununla toplumumuzda niçin bulunduğunu, bulunmasının neden kaçınılmaz olduğunu söylemek istemektedir. İkinci bölüm ise bu kişinin yaşamındaki birkaç olayı anlatan gerçek anılardır…”

Büyük bir yazar, Fyodor Dostoyevski… büyük bir eser, Yeraltından Notlar… ve oyunda her saniye devleşen büyük bir tiyatrocu Payidar Tüfekçioğlu. Her şeye saldıran Bay X’in hikayesi her ne kadar farklı oyuncularla da desteklense de aslında tek kişilik bir oyun modunda. Bu nedenle oldukça zor ve riskli. Payidar Tüfekçioğlu’nun yaklaşık 2 saatlik kayıpsız performansı izlemeye değer. Dostoyevski’nin o varoluşu sorgulayan, sert ve zengin üslubu oyunda da çok net bir biçimde kendisini gösteriyor. Bay X’i izlerken onun bir zavallı mı yoksa kahraman mı olduğu konusunda açmaza düşüyoruz. Kesinlikle çok zengin bir karakter Bay X; izlemelisiniz.

Bu yorum, oyunun 16 Ekim 2008 tarihinde Ankara Çayyolu Sahnesi’ndeki temsili referans alınarak yapılmıştır.